Covid-19 Sürecinde Psikolojik Dayanıklılık

Canan Işıklı, yazdı…

–Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

Tıp fakültesinden 1990 yılında mezun olduktan sonra psikiyatri  tercih ederek uzmanlığımı aldım. Uzun yıllar askeri hekim olarak görev yaptım, emekli olduktan sonra hem Ankara’da özel bir merkezde hem de online hasta kabulüne devam ederek görüşme, danışmanlık ve tedavilerime devam ediyorum.

–Yaklaşık bir buçuk yıldır zor bir dönemden geçiyoruz. Hiç öngörmediğimiz bir pandemi ile karşı karşıya kaldık. Öngörülemeyen, hazırlıksız yakalanılan bu gibi durumlar insanlara en çok neler hissettirir?

Hastalık, hasta olmak gibi durumlar her zaman tedirginlik, endişe ve kaygı yaratır. Hem kendimiz hem de yakınlarımız için en çok endişe duyduğumuz konu sağlıktır. Hasta olmak, hastalığı aile bireylerine bulaştırmak, hastanede yatma süreci ve en çok korkulan ise ölüm.Yakınlarını kaybetme düşüncesi bir süreliğine tolere edilebilir ve bununla  mücadele edilebilir; ancak ne olduğu, nasıl bulaştığı, nerede olduğunu bilmediğimiz bir hastalığın tüm dünyayı sarması, sürekli güncel hasta, vaka, ölüm sayılarının yayınlanması bu endişeyi katbekat artırarak baş edilemeyen anksiyete bozukluklarına ve panik bozukluğa kadar ilerleyebilir.

 –COVID-19 pandemisi sürecinde hastalarınız en çok hangi şikayetlerle size başvuruda bulundular?

Başlangıçta hastalığın dünyaya bu kadar çabuk yayılması, hastalığın seyrinin ağır olmasını kimse beklemiyordu. Bilimsel açıklamalara bile şüpheyle yaklaşıp yorum yapanlar vardı.

İlerleyen süreçte ve kısa zamanda virüsün pandemik hale gelmesi, hastane koridorlarında yerlerde yatan hasta ve ceset görüntüleri, ekranlarda bir anda yollarda düşüp ölen insanları görmek, diğer bir hastalığınız için bile gidecek hastane ya da doktora ulaşamamak, hastaneye gittiğinizde tamamen yalnız olmak, tanı ve tedavinin bilinmezliği toplumsal olarak da endişe, huzursuzluk ve panik yaratmaya başladı.

Bu endişe mikrop kapma konusunda obsesif hale gelip sürekli dezenfektan kullanma, defalarca el yıkama, uzun süre banyo yapma, her şeyi dezenfekte etmeye çalışmak gibi davranışlar geliştiren ve bir süre sonra bununla baş edemeyip bundan başka bir şey düşünemez hale gelen ve “obsesif kompulsif bozukluk” tanılı hastalarım arttı.

Ardından gelen düzenlemeler ve yasaklarla eve kapanma, dışarı çıkamama, kimseyle yüz yüze görüşememe, aile bireylerinden uzak kalma, yalnız ve evde kaliteli zaman geçirememe, bilgisayar ve tv başında çok zaman geçirme, hareketsizlik ile anksiyetenin artması, uyku düzeninin bozulması, çok yeme gibi sonuçlar doğurdu. Hastalar huzursuzluk, çarpıntı, sinirlilik, çabuk öfkelenme gibi yakınmalarda bulunuyor.

İlerleyen süreçte ise çok ciddi iş kayıplarının ve maddi kayıpların artması, ödeme zorluklarının yaşanması, geleceğini öngörememe depresif bozukluk tablolarının artmasına yol açtı ve çok üzücü şekilde intihar haberleri duymaya başladık. Mutsuzluk, aşırı kaygı, uykusuzluk, içe kapanma, isteksizlik, çaresizlik en sık ifade edilen yakınmalar.

Evden çalışmak zorunda kalan insanlarda ise bambaşka sıkıntılar ortaya çıktı. Pek çok kişinin çocuğu var ve eşler çalışmak durumunda. Çocuklar okul ya da kreşte değil onlar da evde. Çocukları bir odaya kapatıp mesai yapmak mümkün olmadığından aile büyüklerine bırakmak, onlardan uzak kalmak ayrı bir stresör oldu. Herkesin evde olması da kişilerin hiç özel an ve alanlarının olmaması ev içi gerginliklerin artmasına yol açıyor. Boşanmaların artığını istatistikler gösteriyor maalesef.

Bunun yanında sağlık çalışanları aylarca evlerinden, ailelerinden uzak ya da izole kalmak durumundalar. Çalışma ortamlarının zorluğu, verilen mücadele, buna rağmen yaşanan kayıpların verdiği üzüntü ile baş edebilmek gerçekten güç.

Acıların paylaşarak hafifleyeceğini bilirken durumlar cenazelerde bile yalnız olmak üzüntüleri daha da artırmaktadır.

Bu süreçte anksiyete bozuklukları, obsesif  kompulsif bozukluklar ve depresyon en sık koyduğum tanılar oldu.

–Yapılan araştırmalar kronik hastalıkları olan kişilerin virüs kapma korkusuyla primer hastalıklarının tedavisini ihmal ettiklerini, hastaneye gitmediklerini gösteriyor. Psikiyatrik sorunlar ya da duygu durum değişimleri yaşayan kişiler için de aynı şey söz konusu oldu mu? Bu durumun aşılabilmesi için siz hekimlere ne gibi sorumluluklar düştü?

Pandeminin başlarında diğer hastalar gibi psikiyatri hastaları da bulaşma korkusu ile hastanelerden kaçındı. Hasta sayımız tüm poliklinikler gibi oldukça azalmıştı. Ancak süreç uzadıkça yoğun günlere geri döndük. Benim çalıştığım merkezde en yoğun poliklinik psikiyatri diyebilirim. İnsanlar artık kötüleşen ruh halleri ile baş edemez hale geldi, herkes çok sinirli, çok öfkeli. Kronik hastalarımızdan bipolar bozukluk ya da şizofreni tedavisi gören hastalarımızın tedavilerinde aksamalar da yaşandı. Hastaneye yatırdığım bir hasta covid pozitif çıkınca ertesi gün taburcu edilmek zorunda kaldı ve süreci evinde geçirmek zorunda kaldı. Bu durum hem hastaya hem de hasta yakınlarına çok sıkıntılı günler yaşattı.

Bu süreçte hasta ve yakınlarının hekimlerine ulaşabilme düşüncesi çok önemli. Yönlendirme, destek olma, bilgilendirme konusunda tüm sağlık çalışanları fazlasıyla özverili gayret içindeler.

–Online terapinin günümüzde sıklıkla kullanılan bir yöntem haline geldiğini biliyoruz. Pandemi döneminde online terapi taleplerinde bir artış oldu mu? Online terapi ve yüz yüze terapi arasında fark var mı, varsa bu farklar nelerdir?

Teknoloji çağında olmak ve bunu sağlıklı ve faydalı şekilde kullanmak ve online görüşme yapabilmek gerçekten çok önemli. Evinden çıkmadan muayene olup, tedavi, yardım, danışmanlık alabilmek hastalarım ve benim için yararlı oldu. Her türlü ihtiyacınızı, alışverişinizi, bankacılık ve neredeyse tüm resmi işlemlerinizi internetten yapabiliyorsunuz, doktorunuzla niye görüşemeyesiniz ki! Biz de teknolojiden yardım alıyoruz ve pandemi sürecinde görüşme talepleri daha çok online olması yönündeydi ve giderek sayı artıyor.

Psikoterapi bir tedavi şekli elbette ve ben de bir hekimim, hastayı her yönüyle değerlendirmek ve muayene edebilmek için ilk muayenede yüz yüze görüşme daha uygun olacaktır, sonraki görüşmelerde pandemi sürecinde hastane ortamında olmamak ya da birileriyle temas etmemek için online görüşmeler şeklinde olması önem kazanmaktadır. Zaten pandemi nedeniyle hem ben hem hasta maskeli ve yeterince uzak mesafede bulunarak görüşme yapabiliyoruz, online görüşmede maske yok ve birbirimizin mimiklerini görüyoruz. Ayrıca psikiyatriye gelen danışanların stigma endişesi ve tanıdık birileri ile karşılaşma düşünceleri çok yaygın, bu da online terapi tercih sebebi olabiliyor.

–Pandemi sürecinde hangi durumlarda psikolojik yardım almalıyız?

Hayatınız boyunca bir yerlerde zorlanıyorsanız, işler artık yolunda gitmiyorsa, her zamanki performansınızda olumsuzluklar hissediyorsanız ve artık bu durumun üstesinde gelemiyorsanız profesyonel yardım almayı mutlaka düşünün. Çözüm geciktikçe sorunlar daha da kristalleşecek ve daha zorlu bir süreç gerekecektir. Pandemide de aynı şeyleri söyleyebiliriz. Fiziksel ve biyolojik ritminizdeki değişiklikler mesela uyku düzensizliği, iştah değişiklikleri, kilo alma/verme; duygu durumunuzdaki olumsuzluklar, alınganlık, sinirlilik, öfke kontrol sorunları, takıntılı düşünceler, tekrarlayan aynı davranışlar, ayrıca zevk aldığınız şeylerden uzaklaşmanız, mutsuzluk, baş edemediğiniz kaygılar hissediyorsanız mutlaka yardım almalısınız.

Ayrıca covid geçiren hastalarımızda da uyku bozukluğu, unutkanlık, dikkat sorunları, dalgınlık, aşırı duygusallık gibi semptomlar gözlemleyebiliyoruz. Bu durumlarda da mutlaka bir uzmanla görüşülmesi yararlı olur.

–Bir süre daha pandemi ile yaşayacağımızı biliyoruz. Kendimizi iyi hissetmek, yaşam enerjimizi yitirmemek için okuyucularımıza neler önerirsiniz?

Pandemi ile hayatımızda farkına varmadan rutin hale gelen ama yaşamımıza renk katan, zevk aldığımız küçük paylaşımların bir anda elimizden alınması ile yüzleşiyoruz. Hayaller kurup aylar sonrasına planlar yaparken bir anda dert ettiğimiz durumların ne kadar anlamsız olduğunu görüyoruz. Uzak bir yere tatile gitmeyi planlarken mahallenizdeki parka gidebilmek bile imkansız oldu. Dolaplar dolusu giysilerin, ayakkabıların giyilmediği, her odası eşyalarla dolu geniş evler yerine bahçesi ya da balkonu olan küçük bir eve razı olacağımız anlar yaşıyoruz. Çok hazırlıksız yakalandık. Kendimize değil de maddeye yatırım yapar olduk. Evlere kapandığımız bu süreçte kaliteli ve üretken zaman geçirmek için mutlaka arayış içinde olmalıyız. Herkesin yapabileceği bir şey ve bir yeteneği mutlaka vardır, başlamak için hiçbir zaman geç değil. Zevk alacağınız, uzun süredir planladığınız şeyleri gerçekleştirebilirsiniz. Hayatınızda her zaman bir üretkenlik olmalı…Bu bazen mutfakta, bazen bir tuvalin başında, bir müzik aletinin tuşlarında, bazen bir kitabın içinde, bazen bir ipliğin ucunda, bir defterin yapraklarında belki de bilgisayarın klavyesinde sizi bekliyor. Bir tohumdan bir çiçek ya da meyvenin yetişmesini takip etmek bile yaşama hevesimizi artıracaktır. Ev halkı ile sağlıklı iletişim kurup eğlenceli zaman geçirmek, uzaktaki yakınlarımızla görüntülü sohbetler yapmak, müzik dinlemek, evde spor yapmak hayata da keyif katacaktır.

–Pandemi sona erdiğinde, normal yaşama alışmaya çalışmak noktasında ne gibi sıkıntılar yaşayacağımızı düşünüyorsunuz? 

Dileğim en kısa zamanda sağlığımıza kavuşmak, endişe etmeden maskesiz nefes almaya başlamaktır. Normal düzene döndüğümüzü hayal ettiğimde gözümde herkes sokaklarda, alışverişte, eğlencede, kafelerde, lokantalarda, heyecanlı ve sarmaş dolaş olmuşuz gibi bir tablo oluşuyor. Bunları gerçekten çok özledik. Ancak temkinli olmak normal hayata yavaşça geçmek daha sağlıklı olacaktır.

Uzun bir süre bulaşma konusunda endişeler devam edecektir. Kayıplarımızın ve vefat eden yakınlarımızın acısını ilerleyen zamanda daha fazla hissedeceğiz, yokluklarını fark edeceğiz ve buna alışmakta zorlanacağız.

Maddi kayıpları telafi etmek için çok çalışmak ve yeni projeler geliştirmek gerekecektir.

Eğitim konusunda 1,5 yıl çok zor ve eksikliklerle geçti, açığı kapatmak zaman alacaktır.

İhmal ettiğimiz genel sağlığımız ile ilgili de sorun yaşamamayı diliyorum.

Pandemiden en az hasarla bir an önce kurtulmamız ve geleceğimiz için hem kendi adımıza hem tüm doğa adına dün ve bugünümüzün muhakemesini yapıp daha temkinli ve duyarlı bireyler olmalıyız. Bu yaşadığımız son pandemi olmayacaktır, bundan sonrakilere hazırlıklı olmalıyız diye düşünüyorum.

Sağlıklı, mutlu ve huzurlu günler diliyorum…

(Visited 18 times, 1 visits today)

Leave A Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir