Masumiyet Müzesi

İstanbul’un tarihi sokaklarında gezip İnci Pastanesini anıp Çukurcuma’da yediğim o güzel köftenin tadını anımsayıp satırlarda dolaşıp hayal dünyamda bir film yaratmıştım, Masumiyet Müzesini okurken…

Masumiyet Müzesi tabelasını Beyoğlu’nda ilk kez gördüğümde yıllar önceydi; bir on üç yıl vardır. “Ne güzel isim,” demiştim. Sonra bunun Orhan Pamuk’un romanı olduğunu öğrendim. Önce romanı okuyacak, sonra müzeyi gezecektim. Ama hayat araya girdi; yıllar yılları aldı. Masumiyet Müzesi  aklımın bir köşesinde kaldı.

Eylül 2025’te romanı okumaya başladım.

“Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum.” diye başlıyor, satırlar..

Roman bu cümleden çok daha fazlası olsa da özeti..

Masumiyet Müzesi diziye uyarlandığında birçok yorum okudum. Merak edip açtım ama yalnızca on dakika izleyebildim. Çünkü hayal dünyamda kurduğum karakterlerin bozulmasını istemedim. Kitap okumaya bunu borçluyum soyut olanı benim somutlaştırmamı sağlıyor bu nedenle bence izlemek matematik sorusu çözmek gibi tüm malzemeler hazır sen çözüme gidiyorsun kitap okumak ise Fizik dersini anlamak gibi her şey soyut sen onu imgelerle somutlaştırıyorsun.  Okuduğum roman uyarlamalarını o nedenle izleyemiyorum. Okuduğum yorumlar da dilimde tatsız bir tat bıraktı. Sonra benim gibi düşünenleri görünce içim rahatladı.

Masumiyet Müzesi’nde Orhan Pamuk’un aslında bir “erkeklik sorununu” anlattığını düşünüyorum. Bir erkeğin kararsızlıklarını, belirsizliklerini, maddi çerçeveden bakışını, bencilliğini, egolarını, nefsini, hırslarını, kendi olamamasını, bağımlılıklarını, yoksunluklarını, doyumsuzluğunu… Sanki erkeklere bir ayna tutuyor: “Alın, kendinize bakın.”

Aşk derinlik, bilgeleşmek, farkındalık, cömertlik, açık bir kalp istiyor. Kemal bilgeleştiğinde ise iş işten geçiyor..

Füsun’un öfkesi, nefreti, kırgınlığı sonuna kadar haklı. Elbette her şey farklı olabilirdi. Ama böyle olmasaydı Kemal bunları öğrenebilir miydi? Füsun bu farkındalıklardan geçebilir miydi? Hayır.

İşte sinema, kitaplar, sosyal bilimler insana tam da bunu sağlıyor: Düşünmek, anlamak, fark etmek. Kim bilir bu romanı okuyan kaç Kemal, kaç Füsun kendi hayatına bir durup bakmıştır.

Kemal’in babası, şu cümleyle “Bir kadına iş işten geçmeden değer vereceksin.” öğüt verip kendi hayatından örnek verdiğinde, Kemal bunu seçmedi, seçme cesareti göstermedi. Konfor alanı ona o an için daha cazip geldi. Şeker kaplı minik ödüllerin hazzının peşine düştü.. Çünkü farkında değildi. Hem Kemal hem Füsun, seçimlerinin sonucunu yaşadı. Güzel ama kıymetinin sorumluluğunun alınmadığı bir rüyada buluştular.

Aşksızlıktan ölen ruhların olduğu bir dünyada, onlar bu rüyayı yaşadılar.

Bazı yorumları okurken romanın gerçekten okunmadığını düşündüm. Çünkü bu hayatta mutlak bir gerçeklik yok. Murathan Mungan şöyle der, “Aşıkken hiç şiir yazmadım, yaşadım.” Kemal, aşkın sorumluluğunu ve mutluluğunu en başta sahiplenebilseydi her şey nasıl olurdu, kim bilir.. Menfii olanaklarla kim gerçek ve samimi bir duygular yaşayabilir ki..

Füsun, Taşkışla’da sınava girerken Kemal’i bekliyor… bekliyor… ama Kemal yok…. Sonra ehliyet sınavında bir önemi kalmıyor… Bir kadına iş işten geçmeden değer verebilmek.. Biyolojik olarak da erkekler sadece aşık oldukları kadınla birlikte olduklarında oksitosin hormonu salgılıyorlarmış.. İngilizcede de boşuna “Happy wife, happy life” kavramı yok değil.

Roman satırlarında Kemal’in ve diğer erkeklerdeki karakterlerde güvensizlikten ziyade tutarsızlık gözlemlemiştim. Şunun gibi bisiklet ve paten kaymayı dört tekerlekle öğrenmiştim çocukken sonra iki tekerleğe geçerken bir yerlere tutunarak büyük birinin yardımıyla öğrenmiştim mesele o zamanda güven değildi tutarlı bir şekilde tuttuğum yerin düşmemesi, beni tutan kişinin bir tutarlılıkla beni bırakmamasıydı…Araba sürmeyi öğrenmekte öyle bir tutarlılık olması gerekiyor, tekerleğiniz sönük olsa tutarlı, güvende hissettiğiniz bir sürüş gerçekleşir mi? Velhasıl anlattıklarınız, hissettikleriniz karşınızdakinin anlayacağı kadar.. Kitapta bunu bu süreci güzel bir şekilde ortaya koyuyor. Orhan Pamuk bize diyor ki acı çekmemiş insan tek boyutludur. Kemal, Füsun ile öğreniyor, acıyı.. İnsan olmak “derinlik” istiyor. Bir kadının kalbini kıran bir erkeğin mutlu bir hayat sürme imkanı var mı dersiniz? Masumiyet Müzesinden önce Yaşar Kemal’in Üç Anadolu Efsanesini okumuştum. Şu satırları eklemek yerinde olur diye düşündüm. “Kalbimi çok kırdın, Köroğlu. Bunu senden beklemezdim. Yiğit olan yiğide, sevdiğine yoluyla yordamıyla davranmak düşer. İnsan olmadıktan sonra güzel göz, güzel kaş, sırım gibi boy herkeste var. İnsan dediğin yüreğiyle, inceliğiyle, insan olmalı. Sen eskiden böyle değildin. Bu dağlar seni yabancılaştırmış. Korkarım ki yakında “yabanıl kurtlara” döneceksin…”

Aşkı yaşayan ve değerini bilen insanlar varsa bu yazıyı okuyan ne güzel ne mutlu ve ne şanslı..

Bir de şunu test ettim, chatgpt masumiyet müzesinin özetini çok kötü çıkarıyor yani okumak şart 🙂   Müzeye romanın içerisindeki bilet ile giriş yaparsanız ücretsiz. Bakalım müzeye ne zaman gidebileceğim..  Son günlerde izlediğim Fair Play ve Love & Other Drugs filmlerini tavsiye ederim. Sonuç olarak “Yari yar olanın, yari sararmış yaresini, Yari yar olmayan bulamaz derdin çaresini” diye boşuna dememişler..