Bu hikaye boyumdan uzun

Nereden başlasam nereden anlatsam bilmiyorum. Rengarenk defterler, tatı tatlı gülümsemeler, kitaplarla boyalı yastıklar,

Lezzetli mi lezzetli zeytinler, tesadüfler.. 

Giuseppe Culicchia, “Demek Yazar Olmak İstiyorsun” isminde bir kitabı var, o kitapta yazarları üçe ayırıyor. Bu gruplardan biri “gelecek vaat eden yetenek” olarak isimlendiriliyor. Danışmanımın, notunu okuyorum bir Profesör olarak söylüyorum, gelecek vaat eden bakış perspektifleri var, gülerken aklıma  duyduğum şu güzel cümleler düşüyor. “Yazıların, yaptıkların  kalbe dokunuyor, göründüğün gibi samimisin” sonra bir an şunu düşünüyorum,

Bazılarının hikayesinde iyi bazılarının hikayesinde ise kötü karakteriz.. Bazı odalarda hakkımızda iyiliklere güzelliklerimize dair konuşulurken bazı odalardaki pencerelerde ise başka bambaşka kötü, çirkin kelimelerle bahsediliyoruz peki kendi hikayemde, hikayemizde hangi karakterleriz, biz kendimizi nasıl görüyoruz? 

Genel olarak yaşam, kırılganlıklar üzerinden evriliyor. Yaratıcı yıkım diye bir kuram vardır mesela yeninin doğmasıyla yeni kırılganlıklar oluşur ve bu kırılganlıklar, yeni yenilikler getirirken aynı zamanda çatlaklıklarda getirir. Çift taraflı baktığında bu yaratıcı yıkım olması gerekir, gelişmek için büyümek için… 

Oysaki bizler ne kadar güveniriz değil mi, her şeyi planlarsak her şeyin tam istediğimiz gibi gideceğine ama öyle değildir. Hayatında çatlakları vardır, yani insanın; çünkü hayat, bizden bu yüzden büyük, saygılar sevgiler – büyüksün hayat.

Bayramınız nasıl geçti? Benim her günü çok güzel geçti, sevdiğim insanlarla ilişkim daha da derinleşirken yeni insanlarla tanıştım

Çok güzel bayram hediyeleri aldım. Bu bayram kalabalıktım. Hatırladığınız bir bayram hatırası var mı? İlk hatırladığım bayram hatıralarımdan biri şöyle; annem saçlarımı lü le lü le sarmıştı,  o dönem gazete ile saçları sarma modasından tabi ki eksik kalmamıştım. Mavi kadife ceketim ve mini pileli eteğim, beyaz külotlu çorabım ile “bugün bayram neşeyle doluyor insan” havasında dolanıyor, bol bol bayramlıklar, çikolatalar topluyordum. Bak düşünüyorum, hatırlamaya çalışıyorum ama ayakkabımı hatırlayamıyorum, tamam zihnim bana oyun oynama o bilgi sende yok.. 

O zamanlar farkında olduğum şeyler, farklı mıydı yoksa farkında olmamak mı çocuk olmak diye sormak daha doğru olacak sanırım bugün ise farkında olduklarım elbetteki çok farklı. Kucağımda anlayamadığım milyarlarca yıldız var, elbette.. Çok az zaman önce ise kucağımda hem anlamadığım hem de değiştirmek istediklerim vardı. Kabullenme kavramı o kadar zordu ki karakter işte “ne yapacaksınnn sevgili okur” , “tabi bir şeyler yapacaksın sevgili kendim” bu nedenle  artık değiştirmek istediklerimle uğraşmayı bıraktım, bir yerde değiştireceğim bir şeyler görünce kaşınmaya başlıyorum. Değiştirmek değil de, iyileştirebilmek güzel mümkünse duvarları rengarenk boyamak isterim, duvarlara gezdiğim ülkelerden çektiğim fotoğrafları asmak, gülen çocukların, hayvanların masum gülüşlerinin fotoğraflarını asmak isterim ancak ya şartlar el vermiyorsa , olmuyorsa,  mümkün değilse o zaman yeni yollar, yeni köyler kurmanın daha iyi olacağını kabul etmeliydim. Kabul ettikçe bazı masalarda sandalyemin olduğunu gördüm. Yani bizden büyük şu hayatta nedenlerle, niyelerle uğraşmak  ne büyük yanılgı değil mi sevgili okur? Yazgı, pek kısa ancak pek derin bir kelime belki de biraz arabesk. Olsun o kadar da canıım. 

Talihsiz bir kazayı hesaplayabilir miyiz dersiniz, yani olması gereken oluyor, olan olmalıydı “peki seçimlerimiz?” elbetteki bu bağlayıcı seçimlerimizin sonucuna gönüllü müyüz bir başka sorum. Sadece kendimizle ilgili olanların bir kısmını hesaplayabiliriz o da sadece seçimlerimizin sorumluluğu olabilir mi? Yaptım, öğrendim pozitif pozitif bu da çok sıkıcı olumsuzsa yaptım evet, acı çektim diyemez miyiz? İnsanda kabı kadar, yaşamda.. Düşünsenize bazısı ağaçtan elma düşünce yeni bir icat yapıyor, bazısı ise “of bu ne başıma geldi, olacak şey mi” diyor. Bazısı kurban olmayı tercih ediyor, bazısı ise ben kurban olmayacağım uyanışını yaşıyor. Bazısı cehennemin içinde cenneti yaşarken bazısı ise cennetin içerisinde cenneti göremiyor. Ne tuhaf.. İkisi de insan ama fark nerede? Yaptığın seçimin sonucunu düşünmediysen neden yaptın ? Öyle “istedim”. Bugün bir “Bilge” bana dedi ki 7 tane yıldız tutuyorum bir şeyi istediğimde sonra bana renkli renkli defterler hediye etti bende ilk sayfasına dileklerimiz kabul olduğunda değerini, kıymetini ne kadar biliyoruz? diye bir soru yazdım. Haset ve Şükran kitabından konuştuk, şükür kavramına değindik. 

Küçük bir tohumdan büyüyor her şey ağaçta öyle kuşta, biz insanlarda, kelimelerde .. Bazen içinizde kelimeler uçuşur, uçuşur, kelimelerin birbirini bulabilmesi gerekir, konması gerekir bir ötekinin yanına usulca, puzzle gibi. 

Biriktirdiğimiz her güzellik veya çirkinlik bir gün dağ olup karşımızda duruyor.. Güzelliklerin birikiyorsa gözlerinin içinin gülüyor olma ihtimali, mümkün… 

Sonra bir ses yankılanıyor “ Dur dur sana zeytin vereceğim” gülümsüyorum, gözlerim kapanıyor.. Ama hikaye burada bitmiyor çünkü bu hikaye boyumdan uzun.. 

Cevapların bir anlamı belki yok nasıl da sorgulayıp duruyoruz.. Ne kadar yanılıyor, ne kadar seviniyor, ne kadar üzülüyor, ne kadar ağlıyor, ne kadar gülüyoruz ne kadar insansak o kadarız işte…  Hepimiz kabımızın yettiği kadar.. Ne tuhaf… Kasım ayında uykuda ayağıma kramp girdi öyle acıdı ki sonraki günde acı devam etti,  sonrasında o acıdan da neler öğrendim neler.. Yoga yaparken kalbimi tam anlamıyla hissettiğimde çatlaklarını, kırıklarını hissedebiliyorum, artık  “Ne yaşam ama insanız demek”  diyorum. Ne tuhaf… Hep mutluluklardan bahsediyorlar.. Sahi böyle bir dünya nerede?

Merhaba size bir sır veriyim mi? 

Böyle olmasa ne mutlu olurduk diye düşündüğüm birçok noktaya artık demek ki burada ya bir çatlak ya bir şifa var diye bakıyorum, bunu neden yazıyorum da bilmiyorum… Ne tuhaf…  

İçimden öyle dökülüyor nasıl oluyor, bilmiyorum…

İçimde dalgalar dalgalar…. Ağaçtan bir evim olsa ya… Tüm toplarla oynayamayız ya bir tanesini seçip atacağız ya işte o smaçları.. 

Yazı ne ilginç hepsi bir kurgu da olabilir yazarın kendisine dair de hangisine inanmak istersin, sevgili okur? 

Binlerce kurgum var, zihnim yapabiliyor bunu bir yandan çok korkutucu tamam tamam devam etmiyorum, sevgili okur..  Bugün ne öğrendim biliyor musunuz? Bir Türkçe öğretmeni çocuklara yazım yanlışlarıyla yazmalarını teşvik ediyormuş, yaratıcılıklarını engellememek, yaratıcılıklarını bozmamak için ne yaratıcı öğretmen ne güzel ne güzel diye çok mutlu oldum. İçinden geldiği gibi yazmak, kalp kalp … Ne güzel..

Bana bir sır vermek ister misin, sevgili okur ?

 

*YoldaTV profil ismiyle yer alan tüm dijital mecralardaki görsel ve yazılar kişisel olarak bana aittir.* Bir gün fotoğraf makinemi  alma yolcuğumun ardından fotoğraf çekmeye başlama yolculuğumun ilk anısını da anlatacağım.*